“1919 yılı Mayısının 19’uncu günü Samsun’a çıktım.”
Bu cümle, bir milletin yeniden ayağa kalkışını anlatan Nutuk’un ilk cümlesidir.
Teslim alınmış bir memleketin, saraylardan değil halkın vicdanından doğan direnişinin ilk adımıydı. Mustafa Kemal, o gün Samsun’a sadece bir asker olarak çıkmadı; çürümüş düzenin karşısına millet iradesini koymaya çıktı.
Aradan 107 yıl geçti.
Bugün bir “butlan” tartışmasının ortasındayız.
Hukukun, siyasetin sopası haline getirildiği günlerden geçiyoruz. Mahkeme salonlarında sadece kararlar değil, demokrasi de tartılıyor.
Ve birileri milletin verdiği yetkiyi, masa başında hükümsüz saymanın hesabını yapıyor.
Acı olan şu ki; Cumhuriyet’i kuran partinin genel merkezine bugün “mutlak butlan” bibergazı kapsülü düşürülüyor.
Ama mesele sadece CHP değildir.
Mesele; sandığın mı üstün olduğu, yoksa siyasallaşmış yargı mekanizmalarının mı millet adına karar vereceğidir.
Çünkü bugün “kurultay yok hükmündedir” diyen akıl, yarın halkın oyunu da tartışmaya açar.
Bugün parti delegesinin iradesini geçersiz sayan anlayış, yarın milyonların oyunu teknik gerekçelerle yok saymanın provasını yapar.
Ki, bir prova zaten 2017 referandumunda mühürsüz oyların geçerli sayılmasıyla yapıldı.
Türkiye’nin asıl krizi budur.
CHP’de yaşananlar Türkiye’nin demokrasi sınavına dönüşmüştür.
Ve herkes şunu bilmelidir:
Cumhuriyet Halk Partisi kayyım masalarında kurulmadı.
Mahkeme kararlarıyla büyümedi.
Saray onayıyla ayakta kalmadı.
O parti, Samsun’da yakılan bağımsızlık ateşinin siyasal mirasıdır.
Bugün “butlan” diyerek siyaseti dizayn etmeye çalışanlar şunu unutuyor:
Mustafa Kemal, işgale karşı mücadeleyi başlatırken elinde mahkeme kararı değil, milletin inancı vardı.
Çünkü gerçek meşruiyet, halkın vicdanında başlar.
Türkiye artık şunu görmek zorunda:
Siyasi rekabet sandıkta yapılamıyorsa, mahkeme koridorlarında iktidar mühendisliği başlar. Bu da demokrasiyi çürütür.
Hukuk, rakip tasfiye etmenin aparatı haline geldiği anda devlet ciddiyetini kaybeder.
Bugün CHP’ye yapılan yarın herkese yapılır.
Ve tam da bu yüzden mesele bir parti meselesi değil, rejimin demokrasiyle bağının test edildiği bir eşiktir.
1919’da Samsun’a çıkan irade, millete rağmen karar verenlere karşıydı.
2026 Türkiyesi’nde ise soru hâlâ aynı: Millet mi karar verecek, yoksa millet adına karar vermeye alışmış vesayet odakları mı?
İş ciddidir ve işin ciddiyetini anlamak için “Nutuk”u yeniden okumak gerekir.
Şimdi tam sırası!
Ben başladım…
NUTUK’UN YENİDEN OKUNMA ZAMANI GELDİ
“1919 yılı Mayısının 19’uncu günü Samsun’a çıktım.”
Bu cümle, bir milletin yeniden ayağa kalkışını anlatan Nutuk’un ilk cümlesidir.
Teslim alınmış bir memleketin, saraylardan değil halkın vicdanından doğan direnişinin ilk adımıydı. Mustafa Kemal, o gün Samsun’a sadece bir asker olarak çıkmadı; çürümüş düzenin karşısına millet iradesini koymaya çıktı.
Aradan 107 yıl geçti.
Bugün bir “butlan” tartışmasının ortasındayız.
Hukukun, siyasetin sopası haline getirildiği günlerden geçiyoruz. Mahkeme salonlarında sadece kararlar değil, demokrasi de tartılıyor.
Ve birileri milletin verdiği yetkiyi, masa başında hükümsüz saymanın hesabını yapıyor.
Acı olan şu ki; Cumhuriyet’i kuran partinin genel merkezine bugün “mutlak butlan” bibergazı kapsülü düşürülüyor.
Ama mesele sadece CHP değildir.
Mesele; sandığın mı üstün olduğu, yoksa siyasallaşmış yargı mekanizmalarının mı millet adına karar vereceğidir.
Çünkü bugün “kurultay yok hükmündedir” diyen akıl, yarın halkın oyunu da tartışmaya açar.
Bugün parti delegesinin iradesini geçersiz sayan anlayış, yarın milyonların oyunu teknik gerekçelerle yok saymanın provasını yapar.
Ki, bir prova zaten 2017 referandumunda mühürsüz oyların geçerli sayılmasıyla yapıldı.
Türkiye’nin asıl krizi budur.
CHP’de yaşananlar Türkiye’nin demokrasi sınavına dönüşmüştür.
Ve herkes şunu bilmelidir:
Cumhuriyet Halk Partisi kayyım masalarında kurulmadı.
Mahkeme kararlarıyla büyümedi.
Saray onayıyla ayakta kalmadı.
O parti, Samsun’da yakılan bağımsızlık ateşinin siyasal mirasıdır.
Bugün “butlan” diyerek siyaseti dizayn etmeye çalışanlar şunu unutuyor:
Mustafa Kemal, işgale karşı mücadeleyi başlatırken elinde mahkeme kararı değil, milletin inancı vardı.
Çünkü gerçek meşruiyet, halkın vicdanında başlar.
Türkiye artık şunu görmek zorunda:
Siyasi rekabet sandıkta yapılamıyorsa, mahkeme koridorlarında iktidar mühendisliği başlar. Bu da demokrasiyi çürütür.
Hukuk, rakip tasfiye etmenin aparatı haline geldiği anda devlet ciddiyetini kaybeder.
Bugün CHP’ye yapılan yarın herkese yapılır.
Ve tam da bu yüzden mesele bir parti meselesi değil, rejimin demokrasiyle bağının test edildiği bir eşiktir.
1919’da Samsun’a çıkan irade, millete rağmen karar verenlere karşıydı.
2026 Türkiyesi’nde ise soru hâlâ aynı: Millet mi karar verecek, yoksa millet adına karar vermeye alışmış vesayet odakları mı?
İş ciddidir ve işin ciddiyetini anlamak için “Nutuk”u yeniden okumak gerekir.
Şimdi tam sırası!
Ben başladım…
Ekleme
Tarihi: 25 Mayıs 2026 -Pazartesi
NUTUK’UN YENİDEN OKUNMA ZAMANI GELDİ
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.