///
SAYIN KENDİM, BUGÜN DOĞUM GÜNÜM
Yaş artık 44!
365 gün geçmiş aradan...
Sayın kendim...
Özlemişim,
Sakince ve bence buluşmamızı.
365 günün tamamında bir şeyler yazmışım.
Aradan seçtiklerini paylaştığında
Bölük kalan...
Pörçük gözüken...
Daha "Kardeşim bu fragman..." diyemesen de
Kesin hükümle "saçmaladığım".
Oysa film benim, yönetmen de benim!
Çektiğim fotoğraflar
250 güne denk geliyor.
Tanesini dakika alsan...
Filmden kareler desem inanmazsın
Ama...
Unutma kardeşim,
Yöneten de benim.
Sayın kendim...
Hepsi çoğalmış da..
Neler verdin çoğaltmak için?
Nerede olursa
Orada olayım dediğim "Uzay"...
Artık,
Sadece 8 gününde!
Son 365 günde.
Onlu günler azalırken,
Onsuz günler üremekte...
"Ayaklarım yerden kesilsin" desen
3 yıl...
DAHA!
"Başımı soksam yeter" desen
10 yıl...
DAHA!
Uzakta....
Velhasıl,
Sevgili kendim...
Sen; ürettikçe
Sömürülen
Bir düzensin!
Ben olmasam
Sen olmasan
Ya da
Biz olmasak...
Olamayacak
Her şey
Tam da karşımızda!
Yani canım kendim,
Vur ayaklarını...
Kalk ayağa!
Sahtesinin yerine
Gerçek
Topuk seslerisin.
////
Yine eski defterimi karıştırdım.
Bu şiiri bundan neredeyse iki yıl önce yazmışım.
Henüz Aydın Büyükşehir Belediyesi’nde çalışıyorum, sömürüldüğümü düşünüyorum, hakkaniyetten uzak bir yönetim olduğunu düşünüyorum, aldığım maaş yetmediği için oğlumu bile görmeye gidemiyorum…
O kadar çoğalır ki üstteki paragraf sonunda cuk diye başlı başına bugünü de anlatan bir metne dönüşür.
O zaman “Sosyal belediyecilik” kavramı vardı, sanırım bir başka sosyal haliyle hâlâ var. Bunu özellikle canını dişine takıp çalışan AYBA emekçileri için söylüyorum.
Ben bu şiiri boşuna yazmadım. Üç ay sonra da istifa ettim zaten; neredeyse 8 yıllık emeğimi hiçe sayarak hem de… Anlamıştım ki; hayat kısa; film benim, yönetmen de benim!
Sık dişini kardeşim desem zaten sıkılı; biliyorum. Sık yumruğunu desem, parmakların sıkılmaktan kanamakta; biliyorum.
Bakın iki yılda neler olmuş, iki yıl sonra neler olacak tahmin bile edemezsiniz.
Mart ayındayız. Unutmayın; ne demiştik iki yıl önce: Martın sonu bahar!
Selametle.
