Geçen girizgâh yazımda kendimden kısaca bahsetmiştim, ki takipçilerimiz az da olsa tanısın.
Orada Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu’nun uzun yıllar metin yazarı ve fotoğrafçısı olduğumu yazmıştım. Aslında fotoğrafik hafızalı obsesif bir fotoğrafçı olsam da metinlerim de fena değildi hani, işe de haber yazmak için başlamıştım. Sonraki görevlerin hepsi yapabildiğim görüldükçe geldi. Yoksa Özlem Hanım yıllarca yanında tutmazdı diye düşünüyorum. Sanırım metinlerini en uzun süre yazan kişiyim.
Neyse…
Geçen eski defterlerimi karıştırırken, yazdığım aşağıdaki metni gördüm. Hemen hatırlatmakta fayda var; İmparatoru ve metin yazarını tanımam, tarih de tutuyor mu araştırmadım:
///
Günlerden bir gün
Tokat'a kadar gelen
İmparator...
Ki Jül Sezar'dır kendisi...
Bir güzel yener
Bugünkü Zile'yi...
Der ki…
Taş taş üstünde kalırsa
Yaşayan can kalırsa
Bir de vücut üstünde baş...
Anladınız siz gerisini!
...
...
O esnada
"Veni, vidi, vici..."
Diye
Haber uçururlar
Roma'ya
İmparatorun tarihçileri.
Velhasıl can dostlar...
İmparatorun
Metin yazarıdır,
Yazdıklarıyla
Ve yazmadıklarıyla,
Tarihin ta kendisi.
///
Bana eğlenceli ve tespit olarak doğru geldiği için sizinle de paylaşmak istedim.
Peki neden yazdım?
///
Bilirsiniz, çoğunlukla duyuyoruz, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan neredeyse her gün bir yerde konuşma yapıyor.
Aramızda bir kişinin bile Cumhurbaşkanı’nın konuşma metinlerini kendisinin yazdığını düşündüğünü zannetmiyorum.
Benzer şey Sarı Bina için de geçerlidir.
En fazla bir kelimenin veya cümlenin üstü çizilir; ya yerine yenisi konulur ya da öylece kalır.
En sevmediğim ise konser konuşmalarıydı. İşe başladığım zamanlarda yazdığım dört ya da beş cümle neredeyse her konserde tekrarlandı. Özet geç derseniz; Gazi Mustafa Kemal Atatürk, bu ne güzel Aydın, gençler, helal olsun size, vs.
Ben bir kadın büyükşehir belediye başkanına metin yazan uzun konuşmalar adamı… İçindeki çekişmelerin insanı…
Neyse…
Yanıma oturulup, Özlem Hanım ile konuşulurken, benim yazdığım metin için “Başkanım, yazdım, müsaadenizle okuyayım” cümlesini söyleyeni onlarca kez duymuşumdur.
Onurlu bir adam olduğum için hiçbir zaman ses etmedim.
Metinleri ben yazdığımdan da metinlerdeki Atatürkçü ton hiç düşmedi.
Özlem Hanım ile bir kez karşılıklı konuştuk; işe başladığım zamanlardı. Bir daha düşünce dünyasına dair fikir sahibi olacak bir konuşmamız olmadı, onda da konuşma metni yazdırmaya çağırtmıştı.
Dolayısıyla Özlem Çerçioğlu Atatürkçü müdür, bilmem… Bilmeme gerek de yok.
6 Ok’un anlamını bilir mi bilmem… Bu yazıyı okurken içinden sayabilir mi onu da bilmem.
Beni-bizi ilgilendirmiyor da açıkçası…
Ama ben hep bildiğimi ve bildiklerimi yazdım.
Gördüğüm kadarıyla da değişmedim.
///
Şimdii…
Bir duyumu ve durumu sizinle paylaşmak istiyorum…
Duyumlarıma göre özellikle ama özellikle iftar programlarında Atatürklü Türk bayraklarının sayısı azaltılıyor.
Üşenmedim, kendi çektiklerim de tabii ki dahil, Aydın Atatürk Kent Meydanı’ndaki eski iftarlardaki fotoğraflara baktım.
Meydanın her köşebaşında bolca kullanılan Atatürklü Türk bayrağından kırlangıç bayraklar sadece ikiye düşürülmüş.
İki fena sayı değil… Olmayabilirdi de…
Ama beni ilgilendirmez.
Bizi; hiç!
