Canlar ve hayata kananlar.
Şimdiye kadar hep “Yaptığım işin önünde değilim, arkasındayım” derdim.
Bizim meslek biraz, bazen de fazlaca bunu gerektiriyor.
Biraz eskilerimiz bilir ki, gazetecilik mesleğinde parlayan yıldızlar, parlatılan yıldızlar ve emekçiler vardır.
Bu meslekte mizaç, kaderdir.
Benim mizacım, iyi bir ikinci adam olmak.
Bire öykünmem, üçe bakmam.
Üç dar gelir, bir darağacı.
Ama ikide çok iyiyimdir.
Cumhuriyet yıllarımda üstadım Celal Üster’in yardımcısıydım.
Bir numaraydı; neler öğrendim neler…
Sonra Aydın Büyükşehir Belediyesi…
Özlem Hanım’ın yıllarca metin yazarlığı ve fotoğrafçılığı…
Detayları sonra yazarım.
Daha bir dünya görev…
Onurumla yaşadığım mesleğimde bir kez “Onur”suzluğa kabulüm dedim ve istifa ettim.
Cumhuriyet’ten Can Dündar zamanında ayrıldım, Büyükşehir’den Özlem Çerçioğlu zamanında…
1.5 yıl olmuş.
Hep derim ve diyeceğim; tam zamanıymış.
O döneme, sömürüldüğümü düşündüğüm zamana “Onur”lu yıllarım diyorum.
Bu bir çiftdüşün, anlayana...
1923TV’de son bir ayda okuduğunuz birçok özel haberde benim imzam var, var ama anonim yazdım. Ben, hâlâ ikinci adamım.
Samimiyette kendisi orada değilse “İbo”, varsa “Abi” veya “Başkanım” denilen; diğer durumların hepsinde “İbrahim Başkan”la kısacık alanda ve bence küçücük Aydın’daki paslaşmalarla bir ayımı geride bıraktım. Bugün birkaç özel haberle daha karşınızdayım, bulmak isteyene…
İster “İbo” deyin, ister “Abi”, ister “Başkanım”, isterseniz de “İbrahim Başkan”…
Kıymetimin görüldüğü yerdeyim.
Ne parlayan yıldızım ne de parlatılan…
Denir ya; eşeğe altın semer vurmuşlar, eşek hep eşek…
Ben karşıdaki yerdeyim…
Altın semeri eşeğe vursan; semer, altın semer…
Sanırım, emekçiyim.
