Bir ülkede milyonlarca insan ay sonunu getirebilmek için hesap yapıyor, temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyor ve geleceğe dair plan kuramıyorsa sorun insanların “kanaatsizliği” değildir.
Sorun, uygulanan ekonomik ve siyasal tercihlerdir.
Vergi sistemi, eğitim, adalet, çalışma hayatı ve sosyal politikalar birbirinden bağımsız değildir.
Bunların tamamı nasıl bir toplum ve nasıl bir ekonomik düzen istediğinizle ilgilidir.
Bugün geniş toplum kesimleri yüksek enflasyon, ağır vergi yükü, barınma sorunu ve düşük alım gücüyle mücadele ederken, ortaya çıkan itirazları “şükürsüzlük”, “tatminsizlik” veya “karamsarlık” olarak nitelendirmek kolaycılıktır.
Çünkü geçinemeyen vatandaşa sabır tavsiye etmek, geçinememenin nedenlerini ortadan kaldırmaz.
Devletin sosyal yardım yapması elbette önemlidir. Ancak milyonlarca insanın düzenli yardımlara ihtiyaç duyduğu bir ekonomik yapı, başarı hikâyesi olarak sunulamaz.
Sosyal devletin amacı insanları yardıma bağımlı hale getirmek değil; insanların yardıma ihtiyaç duymadan yaşayabilecekleri ekonomik ve sosyal koşulları yaratmaktır.
Bugün ekonomik kriz yalnızca market raflarında ya da kira fiyatlarında görünmüyor.
Evlerin içine kadar girmiş durumda.
Geçim sıkıntısı aile ilişkilerini zorluyor. Eşler arasındaki tahammül azalıyor, küçük sorunlar büyük tartışmalara dönüşüyor. Birlikte vakit geçirmek, dışarıda yemek yemek, sinemaya gitmek veya birkaç gün tatil yapmak birçok aile için artık ertelenen hayallere dönüşüyor.
Daha kötüsü, insanlar geleceği planlayamıyor.
Ev, araba, çocuk, eğitim…
Bir zamanlar hayatın doğal hedefleri olan bu başlıklar, bugün birçok insan için “acaba mümkün mü?” sorusuna dönüşmüş durumda.
İnsanların yalnızca satın alma gücü değil, umutları da eriyor.
Vatandaşa sürekli fedakârlık, sabır ve şükür çağrısı yapmak siyasetin görevi değildir.
Siyasetin görevi, vatandaşın neden sürekli fedakârlık yapmak zorunda bırakıldığını açıklamak ve bu düzeni değiştirmektir.
Çünkü devletin görevi yoksulluğu yönetmek değil, yoksulluğu azaltacak adil bir düzen kurmaktır.
İnsanca yaşamak bir ayrıcalık değil, yurttaşlık hakkıdır.
O nedenle bugün sorulması gereken soru “İnsanlar neden daha fazla şükretmiyor?” değildir.
Asıl soru şudur:
İnsanlar neden çalıştıkları halde geçinemiyor?
Mesut Kalender