Siyasetin dili değişti. Bir zamanlar umut, kalkınma, özgürlük ve hukuk konuşulurdu; şimdi kürsülerden en çok duyduğumuz kelimeler tehdit, beka, risk. Güvenlik elbette devletin asli görevidir. Ancak güvenliği, demokrasinin yerine ikame eden bir anlayış, toplumun üzerine çöken görünmez bir sis gibidir: Her şeyi kaplar, ama hiçbir şeyi gerçekten aydınlatmaz.
Güvenlikçi siyaset, ilk bakışta masum bir vaat sunar: “Düzen sağlayacağım.” Fakat bu vaat çoğu zaman şu soruyu unutturur: Hangi bedelle? Özgürlüklerin daraldığı, eleştirinin şüpheyle karşılandığı, farklı seslerin potansiyel tehdit sayıldığı bir düzen, güvenli midir; yoksa yalnızca sessiz midir? Sessizlik, huzur değildir. Korkunun egemen olduğu yerde istikrar, kırılgan bir vitrinden ibarettir.
Bu anlayışta siyaset, çözüm üretmekten çok alarm üretir. Toplum sürekli teyakkuz hâlinde tutulur. Her kriz, daha fazla denetim; her itiraz, daha fazla kuşku gerekçesi yapılır. Güçlü devlet söylemi, güçlü yurttaşla değil, güçlü kontrolle ölçülür. Oysa demokratik devletin gücü, vatandaşına ne kadar alan açtığıyla, hukuku ne kadar titizlikle koruduğuyla anlaşılır.
Güvenlik ile özgürlük arasındaki denge, bir lütuf meselesi değildir; anayasal bir zorunluluktur. Hukukun sınırlarını genişletmek kolaydır, fakat geri almak zordur. Tarih, “geçici tedbir” diye başlayıp kalıcılaşan uygulamaların mezarlığıdır. Her olağanüstü gerekçe, bir gün olağan yönetim tekniğine dönüşme riski taşır.
Unutmayalım: Güvenlik, özgürlüğün düşmanı değil, güvencesi olmak zorundadır. Devlet, yurttaşını korurken yurttaşın haklarını da korumakla yükümlüdür. Çünkü hakları zayıflayan bir toplumda güvenlik duygusu değil, yalnızca itaat duygusu büyür. İtaat ise güvenin değil, korkunun akrabasıdır.
Gerçek istikrar, eleştirinin serbestçe dolaşabildiği, hukukun kişilere göre eğilip bükülmediği, kurumların sadakatle değil ehliyetle işlediği zeminde kurulur. Güvenlikçi siyaset kısa vadede alkış toplayabilir; fakat uzun vadede demokrasinin kaslarını zayıflatır. Güçlü görünen yapı, ilk sarsıntıda çatırdar.
Soru basit ama hayati: Güvenli bir toplum mu istiyoruz, yoksa yalnızca kontrol edilen bir toplum mu? Demokrasi, riskleri inkâr etmez; fakat riskle mücadeleyi özgürlüğün tasfiyesine dönüştürmez. Çünkü bilir ki özgürlüğün olmadığı yerde korunacak bir ortak gelecek de yoktur
