Sinan Karakaya
Köşe Yazarı
Sinan Karakaya
 

Haydi Ver Ülen Elini!

Tarihteki mücadele başlıkları hepimize bir öğreti olmuştur. İnsan bazen bir çıkış yolu ararken, o yolda mesafe katettikten sonra ansızın bir “yol kazası” yaşar. İşte tam da o anlarda dönüp tarihsel referanslara bakmaya, yürüdüğümüz yolun bütününe yeniden göz gezdirmeye ihtiyaç duyarız. Çünkü bazen yolu yeniden açmanın tek yolu, geçmiş mücadelelerin izini sürmektir. Memlekette olan bitenin ne olduğu, nasıl olduğu uzun zamandır yazılıp çiziliyor. Bu yüzden bu yazıda meselenin “ne yaşandığı” kısmından çok, “nasıl yapmalı?” sorusuna değinmek istiyorum. Hem kendime hem de bu kaygan ve pürüzlü yolu birlikte nasıl açabileceğimize dair birkaç söz söylemek istiyorum. Bugün siyasette, ilkelerin belirleyici olduğu bir dönemden ilkesizliğin adeta ilke haline geldiği bir döneme sürükleniyoruz. Seçme ve seçilme hakkının, tarih boyunca verilen büyük mücadelelerin sonucu olduğunu; emekçilerin alın teriyle, bedelleriyle kazanıldığını unutarak içinde bulunduğumuz tabloyu anlamak mümkün değildir. Bunu unutmak, ortaya çıkan enkazın üstüne bir yenisini daha koymaktır. Düzenin iç gerilimleri büyüdükçe, ülkenin emekçileri siyasetin öznesi olmadığı sürece esas kavganın konusunu bir kenara bırakıp yalnızca köşemizde öfkelenmeye devam edeceğiz. Oysa yalnızca öfkelenmek yetmez. İşçi cinayetlerinin olağanlaştığı, seçme ve seçilme hakkının gasp edildiği, ülke kaynaklarının patronlara peşkeş çekildiği ve bütün bunların sıradanlaştırıldığı bir dönemde “biz varız” diyebilmek gerekir. Bunun yolu ise örgütlü olmaktan, yaşadığımız her alanda yan yana gelmekten ve başkalarından umut beklemeden mücadeleyi büyütmekten geçer. Peki tarihin hangi köşesine bakmak gerekir? Hangi mücadele bu karanlığı yırtıp önümüzü aydınlatabilir? Yaşadığım şehre bakarken, bu karanlıktan nasıl çıkılır diye düşünürken aklıma Aydın’da emperyalist işgale karşı atılan ilk kurşunlardan biri, Malgaç Baskını geldi. Yörük Ali Efe, 1945 yılında kendisiyle yapılan bir röportajda şöyle diyordu: “57. Tümen bozulmuştu. Çine’de gelen gavura karşı bir mukabele hareketinin tasarlandığını duymuştum. Haberleştik, bu arada Tümen Komutanı Şefik Bey’le de konuştum, bu mukavemete katılacağımı söyledim... Sonra sular duruldu. Kararı verdik, kızanları topladık, istilaya karşı Aydın Dağları’nda zeybek bayrağı açtık. Başlangıçta 5-6 kişi vardı. Sonradan çoğaldık…” Bu sözlerin en önemli yanı şudur: Mücadele hiçbir zaman kalabalık başlamaz. Önce birkaç kişi çıkar ortaya. Sonra o birkaç kişi, memleketin karanlığına karşı bir irade oluşturur. İnsanlar ancak mücadele edenlerin varlığını gördükçe yan yana gelir. Malgaç Baskını sırasında çatışmanın en yoğun anında Ese Efe’nin tüfeği tutukluk yapar ve yaralanır. Onu yine kızanları kurtarır. Çünkü mücadele sadece cesaret işi değil, aynı zamanda dayanışma işidir. Yörük Ali Efe’nin kızanlarından Tekeli İsmail Efe’nin şu sözleri ise bugün hâlâ önemini koruyor: “Ulan boyun Posun yerinde, aslan gibi adamsın, gel sen de bize katıl. Silahın var, aklın var, şerefin var, köyün, bacın, karın var dedim. Bu sözler adamın zihnine bir burgu gibi işledi.” Bugün belki elimizde tüfek yok ama aklımız var, emeğimiz var, yan yana gelme irademiz var. Bu memlekette kurtuluşu başkalarından bekleyerek değil; “biz varız” diyerek, örgütlü olarak, bulunduğumuz her yerde mücadeleyi büyüterek yol açabiliriz. Çünkü memleketin karanlığını dağıtacak olan şey yalnızca öfke değildir. Birlikte hareket etmektir. Omuz omuza durmaktır. İşgalciye, işbirlikçiye, emek hırsızlarına karşı aynı safta buluşabilmektir. Haydi ver ülen elini… Bizden çaldıklarını geri alabilmek için… Bu memleketin yeniden ayağa kalkması için… Yeniden yan yana gelebilmek için… Yeniden “biz varız” diyebilmek için.
Ekleme Tarihi: 26 Mayıs 2026 -Salı
Sinan Karakaya

Haydi Ver Ülen Elini!

Tarihteki mücadele başlıkları hepimize bir öğreti olmuştur. İnsan bazen bir çıkış yolu ararken, o yolda mesafe katettikten sonra ansızın bir “yol kazası” yaşar. İşte tam da o anlarda dönüp tarihsel referanslara bakmaya, yürüdüğümüz yolun bütününe yeniden göz gezdirmeye ihtiyaç duyarız. Çünkü bazen yolu yeniden açmanın tek yolu, geçmiş mücadelelerin izini sürmektir.

Memlekette olan bitenin ne olduğu, nasıl olduğu uzun zamandır yazılıp çiziliyor. Bu yüzden bu yazıda meselenin “ne yaşandığı” kısmından çok, “nasıl yapmalı?” sorusuna değinmek istiyorum. Hem kendime hem de bu kaygan ve pürüzlü yolu birlikte nasıl açabileceğimize dair birkaç söz söylemek istiyorum.

Bugün siyasette, ilkelerin belirleyici olduğu bir dönemden ilkesizliğin adeta ilke haline geldiği bir döneme sürükleniyoruz. Seçme ve seçilme hakkının, tarih boyunca verilen büyük mücadelelerin sonucu olduğunu; emekçilerin alın teriyle, bedelleriyle kazanıldığını unutarak içinde bulunduğumuz tabloyu anlamak mümkün değildir. Bunu unutmak, ortaya çıkan enkazın üstüne bir yenisini daha koymaktır.

Düzenin iç gerilimleri büyüdükçe, ülkenin emekçileri siyasetin öznesi olmadığı sürece esas kavganın konusunu bir kenara bırakıp yalnızca köşemizde öfkelenmeye devam edeceğiz. Oysa yalnızca öfkelenmek yetmez. İşçi cinayetlerinin olağanlaştığı, seçme ve seçilme hakkının gasp edildiği, ülke kaynaklarının patronlara peşkeş çekildiği ve bütün bunların sıradanlaştırıldığı bir dönemde “biz varız” diyebilmek gerekir. Bunun yolu ise örgütlü olmaktan, yaşadığımız her alanda yan yana gelmekten ve başkalarından umut beklemeden mücadeleyi büyütmekten geçer.

Peki tarihin hangi köşesine bakmak gerekir? Hangi mücadele bu karanlığı yırtıp önümüzü aydınlatabilir?

Yaşadığım şehre bakarken, bu karanlıktan nasıl çıkılır diye düşünürken aklıma Aydın’da emperyalist işgale karşı atılan ilk kurşunlardan biri, Malgaç Baskını geldi.

Yörük Ali Efe, 1945 yılında kendisiyle yapılan bir röportajda şöyle diyordu:

“57. Tümen bozulmuştu. Çine’de gelen gavura karşı bir mukabele hareketinin tasarlandığını duymuştum. Haberleştik, bu arada Tümen Komutanı Şefik Bey’le de konuştum, bu mukavemete katılacağımı söyledim... Sonra sular duruldu. Kararı verdik, kızanları topladık, istilaya karşı Aydın Dağları’nda zeybek bayrağı açtık. Başlangıçta 5-6 kişi vardı. Sonradan çoğaldık…”

Bu sözlerin en önemli yanı şudur: Mücadele hiçbir zaman kalabalık başlamaz. Önce birkaç kişi çıkar ortaya. Sonra o birkaç kişi, memleketin karanlığına karşı bir irade oluşturur. İnsanlar ancak mücadele edenlerin varlığını gördükçe yan yana gelir.

Malgaç Baskını sırasında çatışmanın en yoğun anında Ese Efe’nin tüfeği tutukluk yapar ve yaralanır. Onu yine kızanları kurtarır. Çünkü mücadele sadece cesaret işi değil, aynı zamanda dayanışma işidir.

Yörük Ali Efe’nin kızanlarından Tekeli İsmail Efe’nin şu sözleri ise bugün hâlâ önemini koruyor:

“Ulan boyun Posun yerinde, aslan gibi adamsın, gel sen de bize katıl. Silahın var, aklın var, şerefin var, köyün, bacın, karın var dedim. Bu sözler adamın zihnine bir burgu gibi işledi.”

Bugün belki elimizde tüfek yok ama aklımız var, emeğimiz var, yan yana gelme irademiz var. Bu memlekette kurtuluşu başkalarından bekleyerek değil; “biz varız” diyerek, örgütlü olarak, bulunduğumuz her yerde mücadeleyi büyüterek yol açabiliriz.

Çünkü memleketin karanlığını dağıtacak olan şey yalnızca öfke değildir. Birlikte hareket etmektir. Omuz omuza durmaktır. İşgalciye, işbirlikçiye, emek hırsızlarına karşı aynı safta buluşabilmektir.

Haydi ver ülen elini… Bizden çaldıklarını geri alabilmek için… Bu memleketin yeniden ayağa kalkması için… Yeniden yan yana gelebilmek için… Yeniden “biz varız” diyebilmek için.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve 1923tv.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.