Çok sık duyarız…
Egemen siyaset ya da patronlar ne zaman böbürlenmeye kalksa ne zaman işlerin yolunda gitmeyeceğini sezse hemen aynı cümle dökülür ağızlarından:
“Biz bir aileyiz.”
“Hepimiz aynı gemideyiz.”
Bunu büyük bir özgüvenle söylerler. Çünkü o geminin altında kimlerin kürek çektiğinin, kimlerin gün yüzü görmeden çalıştığının çok da önemi yoktur onlar için. Önemli olan dümenin hangi yöne kırılacağına karar verme yetkisinin kendilerinde olmasıdır.
Bugün, Mustafa Kemal’in “çürük” denilen Bandırma Vapuru’yla Samsun’a çıkışının 107. yılı.
İstanbul’dan ayrılırken ne onun ne de geminin akıbeti belliydi. Bilinmezliğe doğru yol alıyordu. Üstelik yıldızlara bakıp yön tayin edilemeyecek kadar koyu bir karanlığın içinde…
Ama bazı insanlar tam da o karanlıkta dümeni eline alır.
Çünkü gemiyi yüzdürmek yalnızca kaptanlık değil; irade, cesaret ve inanç meselesidir.
Bugün bizim de akıbetimiz meçhul.
Yalnızca çürük değil; her geçen gün daha fazla su alan, pusulasını kaybetmiş bir “Türkiye gemisi”nin içindeyiz sanki. Okyanusun ortasında savruluyoruz.
Üstelik öyle bir gemi ki; adeta Nuh’un Gemisi’ne dönmüş.
“Sen de gel” denmiş herkese.
Amerikancısı, düzenbazı, rantçısı, hırsızı, haini, kalleşi doluşmuş güverteye.
Geminin gerçek sahipleri ise aşağı katta, kürek mahkûmu gibi çalışıyor. Tek dertleri gemi tamamen batmadan bir kara parçası bulabilmek, hayatta kalabilmek…
Ama yukarıdakilerin derdi başka.
Onlar kendi çıkarlarının, ceplerinin ve ikballerinin peşinde. Kimin menfaati kiminkiyle kesişiyorsa onunla “partiliyorlar”.
Bu partilerin yazılı olmayan bir kuralı var yalnız: Herkes bir maske takacak.
Kimi vatansever maskesi takıyor, kimi işçi hakları savunucusu… Kimi dini hassasiyetler üzerinden konuşuyor, kimisi cumhuriyetçilik üzerinden.
Ama çoğu zaman maskelerin altında aynı yüz sırıtıyor: Çıkar.
Aşağıdaki kürek mahkûmlarıysa kimin maskesini daha çok beğenirse onu alkışlıyor. Bazen birinin alkışladığı maskeyi diğeri beğenmiyor; kavga çıkıyor.
İşte tam o anlarda parti sahipleri araya giriyor:
“Aman Ali Rıza Bey, ağzımızın tadı bozulmasın… Siz çalışmaya devam edin, geri kalan her şeyi biz hallediyoruz.”
Elbette kürek mahkûmları bu maskeli şölenlerden pay alamıyor. Çünkü onlara hep aynı şey söyleniyor:
“Hepimiz aynı gemideyiz.”
Sizin göreviniz kürek çekmek.
Biz ise gecemizi gündüzümüze katıp sizin geleceğiniz için çalışıyoruz.
Her şey gemi batmasın diye…
Oysa kürek mahkûmlarının bilmediği bir şey var:
Gemi gerçekten batarsa, yukarıdakilerin filikası çoktan hazır.
Arkasına bile bakmadan terk ederler gemiyi.
Senaryo tanıdık değil mi?
Bu hikâyeye güzel bir son yazabilirdim elbette. Ama istemiyorum. Çünkü artık bizim adımıza son yazanlardan yorulmadık mı?
Belki de hikâyenin gerçek kahramanları olan insanlar, bitmeyecek bir öyküyü yeniden yazmalıdır.
Çünkü gemi su alıyor…
Ve su alan şey, bize ait olanın ta kendisi.
107 yıl önce kalemi eline alıp hikâyeyi yeniden yazmaya başlayanlara saygıyla…