Bahar gelecek memleketime… Bahar.
Ne güzel bir kelime, ne derin bir anlam.
Bazen içim kararıyor memleketim. Bazen umudum tükeniyor. Umudun var olduğunu biliyorum ama insanım işte… En güzel yıllarımın bu şekilde geçmesine dargınım.
24 yaşında bir Türk genciyim. Doğruyum, çalışkanım, hırslıyım ve kararlıyım. Baharları görmeye kararlıyım. Buna insanların cepleri ya da eğilip bükülen duruşları engel olmaya çalışsa da, ben o baharları göreceğim. Çünkü bunun için doğduğuma, bunun için yaşadığıma inanıyorum.
Benim için en güzel şarkılar bu ülkenin rüzgârıdır, en güzel resimler gökyüzüdür. En güzel kokular, bu toprakların genç fidanlarıdır.
Demiştim ya, bazen umudum tükeniyor diye… İşte o anlarda Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü hatırlarım. Çünkü aynaya baktığımda görmek istediğim duruş odur.
Biraz duygusal bir giriş oldu; ama bu aralar içimdekileri ancak böyle anlatabiliyorum.
Şimdi konuya gelmek istiyorum. Bir miting alanında gördüklerim beni hem şaşırttı hem de üzdü. Kimi zaman kutsal sayılan değerler özensizce kullanıldı.
Orada emeğiyle gelmiş bir kalabalıktan ziyade, gitmek zorunda kaldığı izlenimini veren emekçiler vardı. Bunlar artık kimseyi şaşırtmıyor..
Bir de dün başka, bugün başka konuşanlar. Dün bizimle, bugün herkesle..
Bazı değerlerin çıkarla birlikte anlam değiştirdiğini görmek insanı düşündürüyor. İlke sandığımız şeylerin, bazen yalnızca güçle kurulan mesafeye göre şekillendiğini fark ediyoruz. Güç uzaktayken sert olan söylemler, yaklaştıkça yumuşuyor.
Liyakat bu düzenlerde rahatsız edici bulunuyor; çünkü soru sorar, hatırlatır, itiraz eder. Bu yüzden tercih edilmiyor. Yerine, yönünü yukarıya çeviren bir sadakat anlayışı konuyor.
Dün karşısında durduklarını söyleyenlerin, bugün aynı yapılar içinde yer almasını “değişim” ya da “olgunluk” olarak adlandıranlar var. Oysa burada değişen çoğu zaman duruş değil, kişisel hesaplar oluyor. Bu bir politik zorunluluktan çok, bir karakter sınavı gibi duruyor.
En düşündürücü olan ise şu: Tüm bunlara rağmen bazıları kendini hâlâ cesur, muhalif ve ilkeli olarak tanımlayabiliyor. Oysa yapılan şey çoğu zaman güce göre yön değiştirmek ve buna “akıl” demek.
Bu nedenle bu yapılar ilerleyemiyor. Çünkü içeride fikir değil sessizlik, yetenek değil itaat dolaşıyor. Sonra da aynı soru soruluyor:
“Biz nerede hata yaptık?”
Cevap aslında basit. Hata, bir zamanlar yan yana durmam denilen yerde kendine yer açıldığı anda yapıldı.
Oysa bir zamanlar "Ceviz Ağacı"ydık, "Cemo"yduk..
İsim vermeye gerek yok. Bu yazı rahatsız ediyorsa, sebebi cümleler değil; cümlelerin tuttuğu aynadır.
Ve yine de…
Benim güzel memleketim; her yolu şiir, rüzgârı şarkı, kokusu anne gibi olan memleketim…
Onlara rağmen değil sadece, tüm bu karanlığa rağmen bahar gelecek.
