Belediyecilik zor iştir. Görünmeyen işleri yapmak, yerin altına yatırım yapmak, yıllarca kimsenin fark etmeyeceği projelere para harcamak ister. Ama bazı yöneticiler için bu işin zor kısmı pek cazip görünmüyor.Onun yerine daha kolay bir yol var: kredi çek, araç al, tören yap, fotoğraf paylaş.Her yağmurda Aydın göle dönüyor. Büyükşehir bakıyor, ASKI izliyor. Aydınlı hemşehrilerimiz, yakında dalgıç kıyafetleriyle sokağa çıkmak zorunda kalabilirsiniz; şimdiden önleminizi alın. Çünkü Aydın’da yağmur yağınca afet oluyor, belediyede ise sadece basın bülteni hazırlanıyor. Şehir su altında, sorumlular kameraların karşısında. Vatandaş bot arıyor, belediye kredi yetkisi.Şehir her yağmurda aynı manzarayı yaşarken, sokaklar göle dönerken, yollar çökerken vatandaş “altyapı ne olacak?” diye soruyor. Ama belediyenin gündemi çoğu zaman başka: yeni araç filosu, yeni kredi yetkisi, yeni vitrin projeleri. Ama sorun yok, hemen birkaç muhtarı ara “bana teşekkür edin!” emri ver, onlar gerisini halleder. Elbette borç almak tek başına kötü değildir. Belediyeler yatırım için borçlanabilir. Ama borçlanma bir yönetim tarzına dönüşüyorsa, orada durup düşünmek gerekir. Çünkü borç, bugünün şovunu yarının bütçesine fatura etmektir.
Daha tuhaf olan şu: Borç artıyor ama sorunlar yerinde duruyor. Altyapı aynı. Yollar aynı. Su kesintileri aynı. Değişen tek şey vitrin.
Belediyecilik araç sergileme sanatı değildir. Belediyecilik, fotoğraf vermeyen ama hayat kurtaran işleri yapmaktır. Yağmur suyu hatları, kanalizasyon, içme suyu, ulaşım planlaması… Bunlar törenlik değil, hayati işlerdir.
Bir belediyenin başarısı, kaç tane yeni araç aldığıyla değil; o araçlara muhtaç kalmayacak kadar güçlü bir altyapı kurup kurmadığıyla ölçülür.
Ama bazı yönetimler için önemli olan şehri yönetmek değil, yönetiyormuş gibi görünmektir.
Vatandaş şov istemiyor. Vatandaş sel basmayan sokak, çökmeden duran yol, kesintisiz su istiyor. Ve borcun nereye gittiğini bilmek istiyor.
Kredi çekmek kolaydır. Zor olan plan yapmaktır. Tören yapmak kolaydır. Zor olan altyapıdır.
Ve şehirlerin asıl ihtiyacı tam olarak budur: Gösteri değil, gerçek hizmet. Unutmuşum Büyükşehir’in daha önemli işleri var tabii. İşten çıkarma, baskı, sürgün, mobbing..
Bir belediye çalışanını şehir merkezinden kilometrelerce uzağa “görevlendirme” adı altında göndermek, hukuken bir yetki olabilir. Ama siyaseten bunun adı çoğu zaman sürgündür.
Efeler’den Didim’e yapılan görevlendirme meselesi, klasik bir idari işlem değil; açık bir sindirme yöntemidir. Çünkü mesafe sadece kilometreyle ölçülmez. Aile, yaşam düzeni, ekonomik koşullar ve psikolojik baskı da bu kararın bir parçasıdır.
Daha vahimi ise şu: Bu görevlendirmeyi hukuki yollarla reddeden personelin, sanki görevine gelmiyormuş gibi gösterilmesi. Bu, klasik bir bürokratik manevradır: Hukuki itirazı “disiplin sorunu” gibi sunmak.
Sonuç? Çalışan fiilî fesih yapmak zorunda kalır. Yani işten çıkarılmamış gibi görünür ama sistem onu istifaya zorlar. Kâğıt üzerinde temiz, gerçekte kirli bir yöntem.
Siyaset boyutu ise daha çarpıcı. Parti üyeliği üzerinden kurulan baskılar, “bizden misin değil misin” anlayışıyla yapılan kadrolaşma çabaları…
Bir çalışanın siyasi tercihi, belediyedeki görevini belirleyen kriter olamaz.
Bu sadece bir kişinin hikâyesi değil. İlayda, Görkem, Sinem isim isim artar.. Bu, Türkiye’de siyasetin kamu kurumlarına nasıl sirayet ettiğinin küçük bir örneği. Aydın Büyükşehir Belediyesinden altyapı bekleyen vatandaşlarımız aradığınız kişiye şu anda ulaşılamıyor lütfen önce malum partiye üye olun sonra belki isteğiniz yapılır.
