Parti içi demokrasi, üyelerin iradesi, ön seçim ve liyakat üzerine konuşmak elbette önemlidir. Ancak bu kavramları savunurken makam ve mevki sahibi olanların da öncelikle kendi davranışlarını bu ilkeler doğrultusunda değerlendirmesi gerekir.
Bir makam sahibi olmanın anlamı, örgüt içerisindeki insanları kendisine göre konumlandırmak, kimin kiminle hareket ettiğini takip etmek ya da kendisine rakip gördüğü isimlerin önünü kesmek değildir. Makam, kişisel nüfuz alanı oluşturmak için değil, sorumluluk üstlenmek ve örgüte katkı sunmak için vardır.
Ne yazık ki bazıları, üstlendikleri görevlerin gerektirdiği çalışmaları ortaya koymak yerine enerjilerini örgüt içerisindeki insanlarla uğraşmaya, farklı fikirleri kontrol etmeye ve kendilerine alternatif olabilecek isimleri etkisizleştirmeye harcıyor. Bu ne siyasi tecrübedir ne de örgüt disiplini. Bu, makamın kişisel rekabet aracı hâline getirilmesidir.
Bir gün önce partiye katılmış olmanın verdiği özgüvenle yıllardır örgüt mücadelesinin içinde bulunan insanlara baskı kurmaya, yön vermeye veya siyasi alanlarını daraltmaya çalışmak da kabul edilebilir bir tutum değildir. Siyasi geçmiş tek başına kimseye üstünlük sağlamaz; ancak makam sahibi olmak da başkalarının emeğini yok sayma hakkı vermez.
Özellikle kendisinden genç siyasetçileri çalışma arkadaşı olarak görmek yerine rakip olarak değerlendirenlerin, öncelikle kendi siyasi anlayışlarını sorgulaması gerekir. Gençlerin fikirlerinden rahatsız olmak, önlerini kesmeye çalışmak ve farklı düşünceleri tehdit olarak algılamak, örgütün geleceğine değil, kişisel konumunu korumaya odaklanan bir anlayışın göstergesidir.
Makam sahibi olmak, insanları sindirme gücü değil, onları ortak hedefler etrafında buluşturma sorumluluğudur. Başkalarının ne yapacağını kontrol etmekle uğraşmak yerine, üstlenilen görevi layıkıyla yerine getirmek gerekir. Çünkü bir makamın değeri, çevresinde kaç kişinin toplandığıyla değil, o makamın gerektirdiği sorumluluğun ne ölçüde yerine getirildiğiyle ölçülür.
Önümüzde Kadın Kolları ve Gençlik Kolları başkanlıkları için yapılacak görevlendirmeler var. Bu süreç, bugün demokrasi ve liyakat söylemini öne çıkaranlar için önemli bir samimiyet ölçüsü olacaktır.
Görevlendirmelerde gerçekten örgütsel emek, çalışma kapasitesi, siyasi birikim ve liyakat mi esas alınacak? Yoksa makam sahibi olanların kendi çevresinde konumlanan, kendileriyle aynı doğrultuda hareket eden isimler mi tercih edilecek? Örgüt iradesi mi belirleyici olacak, kişisel tercihler mi?
Makam ve mevki sahibi olmak, kendisine yakın olanları yükseltme ayrıcalığı değil; hak eden herkes için eşit ve adil bir ortam oluşturma sorumluluğudur. Farklı görüşlere tahammül edemeyen, eleştiriyi tehdit olarak gören ve örgütü kendi çevresinden ibaret sanan bir anlayışın parti içi demokrasiyi temsil etmesi mümkün değildir.
Açıkça ifade etmek gerekir: Hiçbir makam, insanlara baskı kurma, siyasi rekabeti kişiselleştirme veya başkalarının önünü kapatma yetkisi vermez. Makamın sağladığı imkânlar kişisel hesaplar için değil, örgütün ortak çıkarları için kullanılmalıdır.