Dünya yeniden şekilleniyor. Ama açık konuşalım: Bu değişimin adı çoğu zaman “yeni dünya düzeni” diye süslense de, gerçekte olan şey büyük güçlerin çıkar kavgasından başka bir şey değil.
Bu kavganın tam ortasında ise yine aynı coğrafya var: Ortadoğu .
Yıllardır aynı senaryoyu izliyoruz. Bölge ülkeleri krizlerle boğuşuyor, sınırlar tartışılıyor, çatışmalar büyüyor. Ama perde arkasına bakıldığında tablo çok daha net: Enerji, ticaret yolları ve jeopolitik hakimiyet mücadelesi.
Uzun yıllar boyunca dünya siyasetinde ipleri elinde tutan güç Amerika Birleşik Devletleri oldu. Ancak artık bu düzen çatırdıyor. Küresel rekabet kızışıyor. Ekonomik dev haline gelen Çin, uluslararası sahnede daha fazla söz sahibi olmak isterken, Rusya da askeri hamleleriyle dengeleri zorlamaya devam ediyor.
Peki bu büyük hesaplaşmanın bedelini kim ödüyor?
Yine Ortadoğu halkları.
Yıllardır bölgeye demokrasi, özgürlük ve güvenlik getirme söylemleriyle müdahale edildi. Ama sonuç ortada. Bitmeyen krizler, çözülemeyen savaşlar ve sürekli değişen ittifaklar… Çünkü mesele hiçbir zaman yalnızca demokrasi ya da insan hakları değildi. Mesele güçtü, enerji kaynaklarıydı, stratejik hakimiyetti.
Ortadoğu bugün adeta küresel bir satranç tahtasına dönüşmüş durumda. Büyük güçler hamle yapıyor, piyonlar değişiyor, ittifaklar yeniden kuruluyor.
Bu tabloda Türkiye de kritik bir noktada duruyor. Coğrafi konumu, enerji hatları ve bölgesel etkisi nedeniyle Türkiye artık bu oyunun kenarında duran bir ülke değil; doğrudan oyunun içinde.
Ama burada asıl soru şu: Türkiye bu oyunda kendi stratejisini mi kuracak, yoksa başkalarının kurduğu oyunun kurallarına mı uyacak?
Çünkü dünya siyasetinde saf iyiler ve saf kötüler yoktur. Uluslararası ilişkilerde tek gerçek vardır: çıkar.
Bugün yeni dünya düzeni konuşuluyor. Ama aslında konuşulması gereken şey şu: Bu yeni düzende kim söz sahibi olacak, kim yönlendirilecek?
Tarih bize bir gerçeği defalarca gösterdi. Güçlü olanlar düzen kurar. Güçsüz olanlar ise o düzenin kurallarına uymak zorunda kalır.
Ortadoğu’da yazılan hikâye de tam olarak budur.
Ve görünen o ki bu hikâyenin henüz son sayfasına gelmiş değiliz.
