Zehirsiz tarım mümkün: Türkiye’ye örnek oluyor
Zehirsiz tarım mümkün: Türkiye’ye örnek oluyor
Toprağın bereketi mi, yoksa kimyasalların hızlandırdığı verim mi? Son yıllarda artan maliyetler, kuraklık, hastalık baskısı ve pazar kaygıları nedeniyle birçok üretici pestisit ve sentetik girdilere daha fazla yönelirken, Aydın’ın Söke Ovası’nda farklı bir hikâye yazılıyor. Bu hikâyenin baş kahramanı ise dördüncü kuşak bir çiftçi: Bihter Ekener.
Sökeli üretici Bihter Ekener, zehirsiz tarımın yalnızca bir ideal değil, doğru bilgi, sabır ve planlamayla uygulanabilir bir model olduğunu gösteriyor. Yıllardır hem tarlasında hem de işlediği ürünlerde hiçbir zehirli tarım ilacı ve katkı maddesi kullanmadan üretim yapan Ekener, katma değerli ürünler geliştirerek bu yaklaşımın ekonomik olarak da sürdürülebilir olabileceğini ortaya koyuyor.
Geleneksel üretim alışkanlıklarının dışına çıkarak toprağın doğal dengesini korumayı önceleyen Ekener, sağlıklı üretimi yalnızca bir pazarlama stratejisi değil, bir yaşam biçimi olarak tanımlıyor. Tarladan sofraya kadar geçen her aşamada şeffaflığı esas alan üretici, kendi kurduğu Bisepetsebze markasıyla ürünlerini doğrudan tüketiciye ulaştırıyor. Böylece hem aracı zincirini kısaltıyor hem de güven temelli bir üretici–tüketici ilişkisi kuruyor.
Türkiye’de pestisit kalıntıları ve gıda güvenliği tartışmaları gündemdeyken, Söke’den yükselen bu model dikkat çekiyor. Biz de dördüncü kuşak çiftçi Bihter Ekener ile bir araya gelerek zehirsiz tarımın nasıl mümkün olduğunu, karşılaştığı zorlukları ve bu üretim modelinin geleceğini konuştuk.

* Pestisit kullanmadan üretim yapma kararını almaya sizi iten kırılma noktası neydi?
Benim hikâyem önce kendi yiyeceğimi üretmekle başladığı için ben şanslıydım. Bunu bir iş haline çevirirken, Bisepetsebze markasını oluştururken ne ürettiğimi, kime sunduğumu ve sonunda kendi soframa ne koyduğumu düşündüm. “Ben bunu gönül rahatlığıyla yiyebilir miyim?” sorusu belirleyici oldu. Cevap net değilse o yöntemi kullanmamaya karar verdim. Böylece pestisitsiz üretim benim için bir tercih değil, bir zorunluluk haline geldi. Ayrıca doğayla savaşmak yerine onunla iş birliği yapmak daha akıllıca geldi.
* “Kimyasal kullanmadan da üretilebilir” demek Türkiye şartlarında iddialı bir duruş. Bu yolu seçerken en çok neyin mücadelesini verdiniz?
En büyük mücadeleyi maalesef alışkanlıklarla verdim. Toplum baskısı da diyebiliriz buna. Çevremdeki pek çok çiftçiden "İlaçsız olmaz, mahvolursun, ürünün tarlada kalır, bir sezon emeğin boşa gider” sözlerini duydum. Toprak sanki bir hastaymış ve sadece kimyasallarla ayakta durabilirmiş gibi bir algı var. Bu önyargıyı kırıp, en azından başarılabildiğini göstermek uzun zaman aldı.
* Biber üretiminde pestisit kullanmadan zararlılarla nasıl mücadele ediyorsunuz?
Önce denge kurmaya çalışıyoruz. Faydalı böcekleri desteklemek, monokültürden kaçınmak önemli. Mekanik mücadele yapıyorum, yaprak kontrolünü sıklaştırıyorum, biyoteknik tuzaklar kullanıyorum. Kardeş bitkiler metodundan faydalanıyorum. Biberlerin, domateslerin arasına uyumlu farklı bitkiler ekerek zararlıları uzaklaştırıyorum. Kullandığım doğal karışımlar var; ısırgan otu suyu ya da pul biberli karışımlar vb. Bu yöntemler hem bitkiyi zararlılardan koruyor hem de doğal gübre niteliğinde. Bitkiyi güçlü tutarsanız zaten hastalığa karşı daha dirençli oluyor. Yaklaşımımız yok etmek değil, dengeyi yönetmek.

* Toprak sağlığı bu sistemin temel taşı. Toprağı canlı tutmak için hangi uygulamaları tercih ediyorsunuz?
Toprağın yaşayan bir organizma olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu yüzden organik maddeyi artırmaya çalışıyorum, mümkün olduğunca toprağı çıplak bırakmıyorum. Bitki artıklarını geri kazandırıyorum, kompost kullanıyorum. Malç kullanarak toprağın suyunu tutmasına yardımcı oluyorum. Malç aynı zamanda yabani otları baskılıyor. Bu da bitkiye daha sağlıklı büyüme alanı bırakıyor.
* Verim açısından bakıldığında, pestisitli üretimle aradaki fark nedir?
Evet, bazı dönemlerde daha düşük verimle karşılaşabiliyorum. Ama ben miktar yerine kaliteye odaklanıyorum. Aroması güçlü, gerçek tadı olan ürün elde ettiğinizde tüketici bunun farkını anlıyor. İşleme yaptığımız için; sos, pul biber, özel ürünler gibi... Bu elde ettiğimiz katma değerli ürünün ham maddesi ne kadar kaliteliyse, çıkan ürün de o kadar kaliteli oluyor.
* Türkiye’de çiftçilerin en büyük kaygısı “ürün kaybı”. Pestisitsiz üretimde bunun önüne nasıl geçilebiliyor?
Risk tamamen ortadan kalkmıyor, bunu dürüstçe söylemek lazım. Tarlayı karış karış gezmek önemli. Sorun büyümeden doğal yöntemlerle müdahale ettiğinizde büyük kayıplar yaşanmıyor. Ayrıca tek tip ürün yerine çeşitliliği artırmak, riski bölmek anlamına geldiği için de faydalı.

* Tarla ile kavanoz arasındaki süreçte en kritik aşama hangi aşama?
Hijyen ve hız. Ürünü doğru zamanda hasat edip mümkün olan en kısa sürede şişeleyebilmek kaliteyi belirliyor. Hammaddenin iyi olması yetmiyor; işleme disiplini ve hijyen söz konusu olmazsa bütün emek boşa gidebilir.
* Pestisitsiz üretim ekonomik olarak sürdürülebilir mi?
Kolay değil ama mümkün. Daha fazla emek ve planlama gerektiriyor. Biz doğrudan tüketiciyle iletişim kurarak, küçük ama sadık bir müşteri kitlesi oluşturarak bu dengeyi sağlıyoruz. İnsanlar hikâyeyi ve emeği bildiğinde karşılığını veriyor, sizi destekliyor.
* Tüketici gerçekten ne yediğinin farkında mı? Pestisit meselesinde en büyük yanlış algı sizce ne?
Bence farkındalık artıyor ama hala etiket kelimelerine fazla güveniyoruz. “tarladan”, “doğal” gibi ifadeler tek başına yeterli sanılabiliyor. Oysa üretim yöntemini, üreticiyi ve süreci bilmek çok daha önemli.
Son dönemde gündemde olan bir konuda “pestisit analizli” etiketi konusu. Bu etiket altındaki analiz detaylarını bilmiyoruz. Bu analiz ne zaman yapıldı, hangi partide yapıldı, hangi pestisitlere bakıldı, pestisit tespit edilemedi mi yoksa limit değerler altında mı… Sonuçlar madde madde baktığımızda limit değerlerin altında kalıyor mesela ama biz soframızda tüm bu maddelerin hepsini birlikte tüketiyoruz. Dolayısıyla acaba bu nasıl bir etki yaratıyor? Bilmiyoruz. Tüketici olarak bilmek zorunda mıyız? Ya da sürekli bu konuda araştırmalı mıyız? Hayır. Ama tüm bu şeffaflığı talep etmeliyiz tüketici olarak.
* Sizce “iyi gıda” lüks mü, yoksa temel bir hak mı?
İyi gıda tartışmasız bir temel haktır. Ancak mevcut sistemde maliyetler nedeniyle bir lüksmüş gibi algılanıyor. Bu çelişkiyi aşmamız gerekiyor. Bunun en önemli yolu da aslında tarım politikalarıdır. Çiftçi yaptığı işte kendisini güvende hissettiği noktada, panik ya da çaresizlikle çalışmadığı noktada bence iyi gıda herkes için ulaşılabilir hale gelir.

* Önümüzdeki 5 yıl için hedefiniz nedir?
Pestisitsiz üretimi büyütürken kaliteden ödün vermemek. Daha fazla ürünü tarladan sofraya izlenebilir şekilde ulaştırmak ve yerel üretimin güçlü bir örneğini oluşturmak istiyorum.
* Hangi biberlerden üretim yapıyorsunuz ve neden? Ürünlerinizden de bahseder misiniz?
Aslında sadece biber değil, domates ve patlıcan da üretiyoruz ama ağırlıklı biber üretiyoruz. Yetiştirdiğimiz tüm bu sebzeleri, ata tohumlarından kendimiz üretiyoruz. Çoğunluğu Aydın’ın yerel çeşitleri. Tabi dünya biberlerinden de çeşitleri küçük ölçekte deniyoruz. Bizim toprağımıza, bizim iklimimize en uygun çeşitleri seçmek ve bu ürünleri yetiştirmek için çalışmalar yapıyoruz.
Hasat ettiğimiz ürünleri, fermantasyon, odun ateşinde közleme, kurutma gibi farklı tekniklerle yine bahçemizin zeytinyağı ve aromatikleriyle tatlandırarak sos, baharat ve farklı lezzetler haline getiriyoruz. Soslarımız ve baharatlarımızla ilgili iki gurur duyduğumuz konu var. Birincisi aynı gün hasat ettiğimiz ürünleri, aynı gün kavanozlarda konserve haline getiriyoruz. İkinci konu ise, ürünlerimize dışarıdan minimum düzeyde ilave malzeme eklemesi yapıyor olmamız… Tuz, şeker gibi.

Kendi ağzından Bihter Ekener:
Dördüncü kuşak çiftçi, Sökeli bir aileden geliyorum. Öğrencilik yıllarım İzmir ve Ankara’da geçti. Sonrasında uzun yıllar İstanbul’da finans sektöründe beyaz yakalı olarak çalıştım. Ege’ye döndüğümdeyse, önce kendi yiyeceğimi üreterek başladığım bu yolculuk, bugün severek ürettiğim, paylaşmaktan mutluluk duyduğum ürünlere dönüştü.
Bisepetsebze ismi, 2019 yılında her şeyin sadece bir sepet sebzeyle başlamasından geliyor. Sosyal medyada, o ilk üretim döneminden beri bizi takip eden bir topluluğumuz var. Yaşadığımız zorluklara, aldığımız kararlara şahit oldular ve olmaya da devam ediyorlar.
Aydın HABERİ
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
